Babadan veya dededen mevrûs, müteşeyyih evlâtlarla, ilimsiz ve amelsiz şeyh kıyâfetindeki kimselerle musahabe! caiz değildir. Her kim ki, Cenâb-ı Hak ile, "Zamîrim hâlisdir. Hakîkî rütbeye erdim" diyerek zahirî şerîatla mukayyet olmaz ve tekâlif-i şer'iyenin kendinden sükûtunu iddia ederse, iyi bilsin ki, böyle olan kimseler, dinde meftundur. İlhâd, zındıka ve ibâhiyeden-dir. Böyleleriyle musâhabetten sakınmanızı tavsiye ederim, zîrâ semmi katildir. Böyle câhiller bilmelidhier-ki, "şeriat, hakikatin tohumunun kabuğudur. Kabuk yardım etmezse tane nema bulmaz ve büyümez. Halbuki, ehl-i hakikat ittifak ve ittihad ettiler ki, bir hakîkat ki, şerîat o hakîkati red ederse, o hakikat değildir; zındıkadır. Her kim teklif-i İlâhî ipini boynundan atarsa bâtına meyil, tahrîf ve dalâlete düşer.
Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) buyurdular ki, "Bir kimse havada bağdaş kurup otursa dahî iltifat etmeyin. Ancak şer-i şerifin emri ve nehyi ile tekayyüd etmiş ise o başkadır. Eğer bir adam aklı başında olarak, "Ben ehlullahdanım, benden hitâb-ı şer'î sakıt" derse, o adam yalancıdır. Hattâ, hırsız, cânî ondan ahsendir."
Şeyh için Rab'bıyla bir huzur vakti olmak lâzımdır ve huzurun kuvvetinden kendisi için husule gelen hâle i'timat etmemelidir.
Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz Hazretleri buyurdular ki: "Benim için bir vakit var ki, ben o vakitte Cenâb-ı Hak ileyim. Başkalarıyla meşgul olamam!' Huzur hâlinin istimrarı, zahir ve bâ-tında (Mâsivâllahi teâlâyı) terke kuvvet husule getirir. Sonra ne-fisde, yine âdetine rücû' eder. Buna binâen şeyh kendisinde olan temkîn hâlini her gün teftiş etmezse aldanmış olur.

