TARÎKAT-İ ALİYYE-İ NAKŞİYYE ÂDÂ BI VE SÂDÂT-I NAKŞİBENDİYE
Ma'rifetullâha tâlib olan din kardeşlerim bilmiş olsunlar ki, sâdât-ı nakşibendiye kaddesallâhü esrârehümü'z-zekiyye'nin i-tikâdı ehl-i sünnet vel-cemâat i'tikâdımn aynıdır.
Sâdât-ı İzamın tarîkinin mebnâsı, Şerîat-ı Mutahhere'nin ahkâmını hıfz üzeredir. Bu hususta Gavs-i Samedânî Kutb-ı Rab-bânî Müceddid-i elf-i sâni, şeyh Ahmedü'l-Fârûkî kuddise sir-ruhû Hazretlerinin şöyle buyurdukları veçhile:
"Ey İhvân-ı dîn! Ma'Iûmunuz olsun ki, bizim tarîkimizde İslâm âdabından bir edebe riâyet etmek, yahut bir kerahetten kaçmak -velev ki kerâhet-i tenzîhiyyeden olsun- zikirden, fikirden, murakabeden ve teveccühden birkaç mertebe daha efdaldir."
Evet, edebe riâyet ve kerahetten ictinâb ile beraber, zikir ve fikir de birlikde bulunursa, o zaman "Nurun âlâ nûr" dur; fevz-i azîme nail olur. Hak'ka ubûdiyyete devam etmezse bu şerefe nail olamaz. Zîrâ Cenâb-ı Hak'km insanı halk etmesinden muradı, ubudiyet vazifesini îfâ içindir.
Amma bidayette aşk ve muhabbetin insana taalluku Cenâb-ı Hak'kın mâsivâsından alâkasını kesmesi içindir. Çünkü aşk muhabbet maksûd-u aslî değildir. Belki ubudiyet makamını tahsil içindir. - ---- _--------.
(2/56)Kitapların başlangıcında hiçbir âlimin ihmal etmediği hamd, salât ve selâm'ı ihtiva eden (hamdele-salvele) girişi.

